Yazılarım

Yazılarım

DEPRESYON

 

Depresyon şu anda dünyada en fazla yeti kaybı oluşturan hastalıklar sırasında dördüncüdür, 2020 yılında ise ikinci sırada olacaktır. Gelişmiş ülkelerde ise yeti kaybı açısından hep birincidir. Aynı zamanda iyi tedavi edilmemiş depresyon alkol ve madde kullanım sorunlarına, başka ruhsal hastalıklara da zemin hazırlamaktadır. Uzamış ve iyi tedavi edilmemiş depresyon bedensel hastalıklara da zemin hazırlamakta ve diyabet, kalp hastalıkları gibi bedensel hastalıkların gidişini kötüleştirip ölüm riskini dahi arttırmaktadır. Günlük hayatta zaman zaman herkes kendini mutsuz, üzgün hissedebilir hatta hiç bir şey yapmak istemeyebilir. Buna neden olan koşullar ortadan kalktığında ise bu düşünceler hızlıca düzelir. Olağan moral bozukluğu ile depresyon arasında önemli belirteçler vardır. Depresyon hastalığı, ruhsal bir çökkünlük halidir. Depresyonda sadece üzgün, mutsuz olmak değil aynı zamanda karamsarlık, çaresizlik hisleri baskındır. Değersizlik ve yetersizlik düşünceleri kişide hakimdir. Bu düşüncelere sıklıkla bedensel belirtiler eşlik eder. Uykusuzluk, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk gibi…

Genel olarak toplumda major depresyon sıklığı %8-10 arasında görülmektedir. Yaşam boyu depresyon riski kadınlarda %10-26, erkeklerde %3-12 dir, yani yaklaşık her 10 erkekten biri ve her 4-5 kadından bir tanesi hayat boyu en az bir kez depresyon hastalığına yakalanacaktır. Şu anda dünyada en fazla yeti yitimine neden olan hastalıklar arasında 4. Sıradadır. Gelişmiş ülkelerde ise yeti kaybı açısından birinci sırada gelmektedir.

DEPRESYON İÇİN RİSK FAKTÖRLERİ

  • Kadın olmak
  • Küçük yaşta ebeveyn kaybı
  • Alkol madde kötüye kullanımı
  • Anksiyete bozuklukları
  • Düşük sosyoekonomik düzey
  • Boşanmış olma, ayrı yaşama
  • Yaşam olayları, stres etkenler (işsizlik)
  • Daha önce depresyon geçirmiş olmak
  • Kişilik yapısı
  • Çocuklukta örselenme öyküsü
  • Bazı ilaçlar
  • Hormonal değişiklikler
  • Tıbbi hastalıklar

 

DEPRESYONUN NEDENLERİ

Depresyon bir çok nedene bağlı ortaya çıkabilen klinik bir tablodur. Genel kabul gören görüş beyinde kimyasal iletimde rol alan maddelerle ilgili bir dengesizliğin olmasıdır. Serotonin ve noradrenalin miktarındaki azalma ve dopamin işlev bozukluğu en net gösterilmiş kimyasal değişikliklerdir. Yine genetik etkenlerin rol oynadığı çok uzun zamandır kabul görmektedir. Birinci derece akrabalarında depresyonu olan kişilerin %5-28 arasında hastalığa yakalanma riski tanımlanmıştır. Üstelik bu artmış riskin, çevresel etkenler ve yetiştirlme tarzıyla ilişkili olmadığı da ortaya konmuştur. Depresyonda bir çok psikososyal etkenin rolü ortaya konulmuştur. Benlik saygısının düşük olması, erken çocukluk çağlarında istenmeyen olaylar,boşanma, ölüm gibi kayıplarla ilişkili yas süreçleri, uzun süre işsiz kalma, toplumsal desteklerden yoksun olma gibi birçok faktörün depresyonun ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı bildirilmiştir.

 

BELİRTİLER

En az 2 hafta devam eden aşağıdaki belirtilerden en az beşinin varlığı depresyon tanısı koydurur

  • Depresif ve çökkün duygudurumu
  • İlgi kaybı, zevk ve haz alamama, enerji kaybı
  • Uyku azalması ve artması
  • Benlik saygısında düşüş ve kendine güvenin azalması
  • Suçluluk ve değersizlik düşünceleri
  • Yineleyen ölüm-intihar düşünceleri
  • Konsantrasyon bozukluğu ya da kararsızlık
  • Psikomotor ajitasyon ya da retardasyon
  • Kilo kaybı ya da kilo alımı

 

Bu beliritilerin varlığı depresyon tanısı koydurmakla birlikte, depresyonu taklit eden altta yatan bir tıbbi hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Hipotiroidizm, anemi, parkinson hastalığı, kronik böbrek yetmezliği gibi bir çok endokrin, enfeksiyöz ve nörolojik hastalıklar gibi… Bitkinlik, kilo kaybı, kas zayıflığı, uykusuzluk gİbi belirtiler hem depresyonda hem diğer tıbbi hastalıklarda ortaktır. Eğer belirtiler depresyonu taklit ediyorsa yani altta yatan başka bir hastalığa bağlı ise, hastalığın spresifik tedavisi sonrasında ortadan kalkacaklardır.bu nedenle depresyon tanısına karar vermeden önce altta yatan başka bir hastalık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.

Depresyon klinik olarak bir çok psikiyatrik hastalıkla da birlikte bulunabilir. Anksiyete (kaygı) bozukluğu, deprsyona en sık eşlik eden ruhsal hastalıktır. Anksiyete belirtileri her zaman intihar riskinde artma ve tedaviye uyumda azalmaya neden olur. Ve psikososyal işlevleri daha fazla bozar. Anksiyete (kaygı) bozuklukları arasında en sık yaygın anksiyete bozukluğu depresyona eşlik ederken, panik bozukluk, sosyal fobi ve travma sonrası stres bozukluğu da depresyon hastalarında sıkça gözlemlenmektedir.

 

HASTALIK SÜRECİ VE SONLANIM

Depresif ataklar genel olarak 20 li yaşlarda başlar ve 30-40 lı yaşlarda ikinci bir yoğunlaşma görülür. Ataklar birkaç haftadan birkaç aya kadar sürebilir. Bir major depresif atağın ortalama 6 aylık süre içinde düzelmesi beklenir. İntihar oranları major depresyonda % 10 civarındadır. İntihar riski belirtilerin şiddeti ile her zaman orantılı değildir. Yaşlılarda intihar olasılığı gençlere göre iki kat daha fazüm intiharların ise %70’i depresyon vakalarıdır. Hastaların önemli bir kısmının ayaktan tedavisi düzenlenir. Ancak ciddi intihar düşüncesi olanların, kendine ve çevresine zarar verme eğilimi olanların, yeme reddi olanların, psikotik özellik gösterenlerin, ayaktan tedaviyi sürdürme güçlükleri olanların yatırılarak tedavi edilmesi gerekmektedir.

İlk ataktan sonra yineleme olasılığı %50, ikinci depresyon atağından sonra yineleme olasığı %70, üçüncü depresyon atağından sonra ise %90’ın üzerindedir. Ataklar arasında tedavi ile sağlanan hastalık belirtilerinin olmadığı ve tam işlevselliğe dönüşle karakterize düzelme/iyileşme dönemlerinin ne kadar süreceğini kestirmek mümkün değildir. Bu kişiden kişiye hatta aynı kişi de bile değişiklik gösterir.

İyileşme dönmeleri olmaksızın en az 2 yıl boyunca devam eden hafif derecede depresyon belirtilerinin olduğu (bu belirtiler içinde suçluluk duyguları, intihar düşünceleri ve psikomotor değişiklikler bulunmaz), sosyal ortamlarda çekilmenin belirgin olduğu depresif sürece ide ‘distimi’ denir. Distimi de kendiliğinden düzelme dönemleri yoktur.

Tedavi edilmeyen depresyonda 1 yıl içinde %40 kendiliğinden düzelme beklenir, %40 klinik tabloda bir değişiklik olmaz ve depresyon yaşayan kişilerin %20 sinde distimik bozukluk gelişir, kronikleşir. Hastaneye yatırılarak tedavi gören depresyon hastalarının %10’u intihar ile yaşamlarına son verirler.

 

TEDAVİ

Depresyon tedavisinden öncelikli olarak yapılması gereken, atağın şiddetinin belirlenmesidir. Çünkü, ciddi intihar düşüncesi olan vakalarda, yeme reddi olanlarda,psikotik (kişinin gerçekliği değerlendirme yeteneğinde bozulma) özelliklerin varlığında ve ayaktan tedaviyi sürdürmekte güçlük çeken olgularda hastaneye yatış gerekebilmektedir. Hastaneye yatış gerektirmeyen hafif ve orta şiddetteki depresyon hastalarında ayaktan tedavi düzenlenir.

Tedavide antidepresanlar ve psikoterapiden yararlanılır. Seçilmiş vakalarda elektrokonvülsif tedavi (EKT) uygulanır.

Antidepresan tedaviye, tedaviye yanıtın başlamasından itibaren 6-9 daha devam edilip sonrasında ilaçsız izleme geçilir. Bu yaklaşıma sürdürüm tedavisi adı verilmektedir. Antidepresanlar, etki ve yan etkileri ile ilgili bilgileri ‘ilaçlar’ bölümünden okuyabilirsiniz.

Hastalara antidepresan tedavilerin yanında psikoterapiler uygulanmaktadır. Bu tedaviler çeşitli kuramlara dayanan ve yıllar içinde bilgi birikimiyle temelleri oturtulmuş yöntemlerdir. Bu tedaviler psikanaliz denilen insanın ruhsal çatışmalarını çözmeye yarayan tedaviler ile bilişsel-davranışçı terapi denilen insanın düşünce yapısındaki olumsuz düşünce kalıplarını ve davranış kalıplarını işlevsel olanlar ile değiştirmeye yarayan tedavilerdir. Özellikle, çevresel yüklenmelerin, stres faktörlerinin ağır tetikleyici olduğu depresyonda psikoterapinin yararlığı gözardı edilemez. Bunlar dışındaki kuramlara dayanmayan, hastaya akıl öğretmeye veya yaşamına çeki düzen vermeye yarayan, uğraşları tedavi edici girişimler veya terapiler diye kabul etmek doğru değildir. Bunlar hastaları gündelik avuntularla oyalamaktadır.

Sonuç olarak, depresyon psikiyatrik hastalıklar için en yaygın olan ve en çok yeti kaybı yapan hastalıklardan birisidir. Sadece uzman kişilerce, hızlıca tanısı konup etkili tedavi edildiğinde bir toplumun sağlığını olumlu yönde etkilemektedir.

 

 

 

 

 

Bir yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir