Kategori: ergen ve çocuk

Aile ve Çocuk Arasındaki İletişim

Her yaşta ebeveynlerle çocuklar arasındaki iletişim zordur. Her dönemde çocuğun kendini ifade etmede farklı davranış biçimleri ortaya koyması, buna paralel olarak ebeveynlerin kendi yaşamlarındaki zorlukların çocuğa yansıması her daim kriz çıkarabilme potansiyeline sahip bir ilişki sürecidir. Zaten insanların günlük yaşamda en sık karşılaştıkları sorun ilişki sorunudur. İlişkilerimizde belirleyici faktör kişilik özelliklerimizdir. Bazılarımız mükemmeliyetçi, bazılarımız sinirli, bazılarımızda utangaçtır…  Çocuklardaki sorun işte bu farklı kişilik özelliklerinin onlarla iletişiminde olan yansımadır. Örneğin, aile yargılayıcı ise çocuk içine kapanık, baskıcı ise aileye ceza vermek için yaramaz ya da başarısız, sinirli ise kendini ifade edemeyen, davranış sorunları gösteren bir çocuk olabilir.

Her ilişkide olduğu gibi ebeveyn çocuk ilişkisinde de temelde güven, saygı, anlayış olmalıdır. Çocukların gelişimini tamamlayıncaya kadar onları birey değil de hükmedeceğimiz   varlıklar olarak görürsek sağlıklı bir ilişki kurma şansını başta kaybetmiş oluruz. Sağlıklı bir ilişkide ‘Sözümü nasıl dinletebilirim?’ değil, ‘Onu nasıl anlayabilirim? Nasıl yardımcı olabilirim?’ temelinde hareket etmeliyiz. Peki bunu nasıl sağlayabiliriz?

  • Hayata bakış keşfi: Çocuğumuzun olayları nasıl gördüğü ve değerlendirdiğini saptamak en büyük adım olacaktır. Hangi pencereden baktığı ve yorumladığını keşfedebilirsek onu anlamaya başlamışız demektir. Örneğin: Ebeveyn kitap oku diyor. Çocuk yapmadığında başka bir yaptırımla karşılaşacağını biliyorsa sadece okumuş olmak için daha önceki sınıflara ait kısa bir hikayeyi okumuş oluyor. Ebeveyn buna tepki gösterdiğinde haksız duruma düşüyor. İşte bu nedenle yaşadığımız çatışmaları objektif bir açıdan yeniden değerlendirmeliyiz. Güvenli ilişki kumanın ilk adımı onun durumu nasıl değerlendirdiğini keşfetmek. Eğer konu ile ilgili bir fikrimiz varsa bunu çocuğa kabul ettirmeye çalışmadan önce onun bunu nasıl değerlendirdiğini, yüklediği anlamı bilmemiz gerekir. Bunu bilmeden kendimizce doğrularımızı yansıtmaya kalkarsa çocuk anlaşılmadığı hissedecek ve itiraz edecektir. İtiraz eden biriyle zaten ilişki kuramazsınız.

 

  • Gerçek ihtiyacı belirleme: Ebeveyn olarak çocuğumuz için en iyi olanı düşündür ve yapmaya çalışırız. Oysa bazen bizim arzu ettiğimiz şeylerin çocuğumuz için pek te bir anlamı olmayabilir. Ya da bizim istemediğimiz bir davranış gösteriyorsa belki de kendisinin bir ihtiyacını karşılamak için yapıyor olabilir. Yani aslında çocuk yaptığı her davranışı bir ihtiyacını karşılamak için yapıyordur. Eğer bu davranışının altta yatan anlamına varabilirsek ilişkimizi bu çerçevede sürdürebiliriz. Bize saçma gelen bir olay çocuk tarafından mantıklı bulunabilir ya da bunu yapmaya geçerli bir nedeni olabilir. Onun ihtiyacını anlama bizim destek vermemizi kolaylaştıracak ilişkiyi güvenli kılacaktır.

 

 

  • Hislerini anlamak ve onaylamak: çocuğun yaptığı davranışlarda altta yatan duyguyu anlayabilirsek yaptığı davranışlara tepkilerimiz de değişecektir. Örneğin: sabah kalkınca ‘okula gitmek istemiyorum’ diye ağlayan çocuğa kızarak ‘elbette gideceksin çocuklar okul gider’ dersek çocuk anlaşılmadığını hissedecektir. Okula gitmek istememe belki de oyun oynamaktan vazgeçmek için üzülme, ya da okulda yaşadığı bir sıkıntının tekrarı olabileceği için endişe anlamına gelebilir. Buradaki zorluk çocuğun duygularını direk ifade etmemesinden kaynaklanan zorluktur. Özellikle otoriter ailelerde kabul görmeme kaygısı çocuğu kendini ifade etmesinin önüne geçer. Çocuğun dolaylı anlatımında bizlere uymayan durumlarda onu anladığımızı, onu bu davranışa iten şeyin onda ne hissettirdiğini öğrenmek istemek, çocuğun bize güvenle yaklaşarak kendini ifade etmesinin önünü açar.

 

  • Çaba Sarf Etmek: Çocuğun bakış açısını keşfeden, ihtiyaçlarını anlayan ve duygusunu bilen aileler onunla yaşadıkları sorunların çözümünde sadece bir parça emek vererek çözümlere ulaşırlar. Çaba sarf etmek, çocukla aile arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Çocuğa zaman ayırmak, gelişimini ve özel ilgi alanlarını desteklemek onu değerli hissettirecek, ebeveynine güvenini arttıracak, çatışmaların önüne geçecek ve gelecek ilişkilerinde de ışık tutacaktır.

 

Yani, çocukla güvenli bir iletişim kurmak onun gelişiminden çok daha önemlidir.  Fiziksel olarak sağlıklı ve başarılı olsa da mutlu ve huzurlu birey olmanın yolu buradan geçer. Hem ihtiyacı hem de duygusu anlaşılan çocuk iş birliğine daha yatkındır. Sorunların çözümünde iş birliği yaparak sağlıklı ve güvenli bir aile ilişkisini yakalamış oluruz.

Ergenlikte Sorumluluk

Fiziksel olarak gelişen çocuğumuzun artık daha fazla sorumluluk alabileceğini düşünmeye başlarız. Aslında sosyal ve duygusal olarak gelişimin tam olarak algılaması sorumluluk alması açısından daha temeldir. Ama yaşıtlarına kıyasla ufak tefek olan bir çocuğa sosyal ve duygusal gelişimin tamamlasa dahi sorumluluk alamayacağını düşünürüz. Oysa biz biliyoruz ki sorumluluk yaştan daha çok olgunlukla ilişkilidir. Ülkemizde sorumluluk verme yaşı oldukça ileri sayılabilir. Bu sıklıkla onların başaramayacağı endişesine bağlıdır. Bu kararı vermek tüm ebeveynler için zordur elbette ama sorumluluk verilmeden de başarıp başaramayacağını görme şansımız yoktur. Temel kurallar dışında yaşanılan çevre, koşullar ve çocuğumuzun gelişimine göre gerekli izin ve sorumlulukları vermemiz gerekir.

Hemen bütün aileler çocuklarının ilkokula başlamışıyla birlikte ders yapma sorumluluğunu almalarını isterler. Ama ergenlik dönemine kadar bir şekilde zorla ya da ödül sistemi ile ders yapmış çocuklar ergenlikte ilk olarak bunu ret edeceklerdir.  Çatışma ortamı iki tarafı da yıpratacak ve bir işe yaramayacaktır. Yapabileceğimiz ona ona sonuçları aktarmak ve ödemek zorunda olacağı bedelleri anlatmaktır.  Sorumluluk almasını istediğimiz alanlarda uzlaşmaya varmalı, sınırları çizmeli, yerine getirmek konusunda sorun yaşarsa sonuçlarına katlanmasına izin vermeliyiz.  Çünkü sorumluluk verip yapılmadığında onun yerine yapmak, söylenmek çocuklarımıza/ergene bir şey öğretmez.

Ev dışında arkadaşlarıyla yapacağı aktiviteler ergenin sorumluluk duygusunun gelişmesine ve kendine güvenmesine yardımcı olur. Sosyal ilişkilerini desteklemek denetimi kaybetmenize neden olmadığı gibi çocuğunuzun sizinle pek çok şeyi paylaşmasına yardımcı olacaktır. Arkadaş toplantıları, okul gezileri vb desteklemek ve sorumluluk almasını sağlamak açısından oldukça faydalıdır.

Arkadaşlık ve Aile İlişkileri

Bir çocuk için arkadaş hem sosyalleşmeyi hem etkileşimi sağlayan en önemli aygıtlardan biridir. Ergenlikle birlikte arkadaşlık ilişkileri daha da önem kazanır. Aileden çok arkadaş odaklı bir yaşam önce grup arkadaşlıkları sonra yakın arkadaşlıklara dönüşür. Arkadaşlarla kurulan ilişki ve beklentiler zamanla değişir. Çocuklukta kendi cinsleri ile arkadaşlığı tercih edip karşı cinsi itici ve rahatsız edici bulurlar. Ergenlikle birlikte gruplaşmalar ve ortak paylaşımlar başlar. Gruplar büyümeye başladıkça her iki cins birbiriyle etkileşime de başlar. Birlikte olmayı sağlayan ortak değerler, ilgi alanları, istekleri, hedefleri vardır. Gruplaşmalarda benzer yapıda ve fikirde olanlar ya da ortak payda da buluşabilenler vardır. Benzer olgunluk düzeyindedirler. Bu nedenle ailelerin çocukların arkadaşları tarafından etkilendiğini söylemesi ya da arkadaşlarının davranış bozulmalarına neden olduğu düşüncesi pek doğru değildir. İlgi alanları, hobiler, gelecek planları, ortak düşünceler grup oluşturmada temeldir. Bazı ergenlerin hiçbir gruba dahil olamamaları ise kendi tercihleri olabileceği gibi kişilik özellikleri nedeniyle gruplar tarafından ret edilmekte olabilir. Ret edilmeye neden olan şeyin tespiti ve kabul düzeyine çekilmesi ergenin gelecekteki yaşantısı, arkadaş ve eş seçimleri açısından da önemli olacaktır.

Ergenlikte ise arkadaş bir ayna görevi görür. Ailede ne görürse ya da yaşarsa yaşasın aslında arkadaşlarında yansıma bularak kendini tanımaya başlar. Arkadaşlar birlikte kimliklerini geliştirirler. Ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal gelişimde, merakları, kaygıları paylaşarak üstesinden gelirler. Bir yandan kendi korkularıyla başa çıkarken öte taraftan başkalarının duygularını anlamasına yardımcı olur. Birbirleri ile düşünce, korku, duygu ve deneyimlerini paylaşırlar. Yine sosyal becerilerinin gelişmesi, insanlarla ilişki kurma, paylaşma ve iş birliği yapma arkadaşlıklarla öğrenilir. Arkadaşlık kurmakta zorlanan ya da arkadaş ilişkisi aramadığını söyleyen bir ergen ruhsal açıdan sıkıntı da olabilir. Aşırı içe kapanık, başkalarının gereksinimlerini anlamayan, duygularını önemsemeyen, insanları küçümseyen, kaba davranan ergenler kabul görmez. Bu gençlerin fark edildiğinde desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü arkadaşları tarafından kabul gören ergenler, kendilerine güvenli, hoşgörülü, insan ilişkileri daha sağlıklı olan kişiler olacaklardır.

Burada ailenin rolü, çocuğun ve ergenin psiko-sosyal gelişiminde bu kadar önemli yer kaplayan arkadaşlık ilişkilerini desteklemek olmalıdır. Arkadaşlarıyla daha fazla zaman geçirmeye başlamalarını olumsuzluk ya da bir kopuş olarak değil tam tersine bireyselleşmeye ve kabul görmeye bir adım olarak değerlendirmelidir. Elbette bazen arkadaş seçimleri aileleri endişelendirmeye başlayabilir. Eğer çocuğunuz ile ilgili bir kaygınız yoksa seçimleri ile ilgili de kaygılanmayınız. Çünkü değer gören, yeterli sevgi ve kabul gören çocuklar başkalarının etki alanlarıyla hareket etmezler. Çocuğunuza ve seçimlerine güvenin. Arkadaşlarını sınırları aşmadan tanımaya çalışın, mümkünse aileleri ile tanışın, evinize davet edin. Onaylamadığınız arkadaşları olduğunda ise bunu çocuğunuza açıkça belirtin. Kendi yaşam deneyimleriniz nedeniyle bazı şeyleri çocuğunuzdan farklı gördüğünüzü bunun sizde endişe yarattığını, söylemlerinizi dikkate almasının onun için iyi olacağını belirtin. İlk olarak yapmasa da bir sorun fark ettiğinde sizin düşüncelerinizi hatırlayacak ve fazla zarar görmeden uzaklaşacaktır.

Hiçbir çocuğun ya da ergenin ebeveynleriyle arkadaşları gibi ilişki kurmasına mümkünat yoktur. Ebeveynin çocuğuyla arkadaş gibi olduğunu söylemesi hem aradaki dengeyi bozar hem de gelişimini olumsuz etkiler. Arkadaşlarıyla paylaşması gereken şeyleri aile ile paylaşmak doğru değildir. Çünkü bir gün ebeveynle paylaşması gereken bir sorun olduğunda ayrım yapamayabilir. Arkadaş olmaya çalışma (onun gibi giyinmek, gittiği mekanlara takılmak, birlikte alkol almak yada cinsellikle ilgili paylaşımlarda bulunmak) sizi çocuklarınızın arkadaşı yapmaz sadece aradaki sınırı kaldırır ve onu etkileme ve yönlendirme yeteneğinizi kaybetmenize neden olur. Unutmayın, çocuğumuzun kendi arkadaşları vardır. Ama tek ebeveynleri vardır. Farklı arkadaşlar bulsa da farklı anne-baba bulabilme şansı yoktur. Onun dünyasını tanımaya çalışmak ve anlamak iyi bir başlangıç olacaktır.

Ergenlikte Davranış Sorunları

Erişkinlerin kolaylıkla kaçındığı durumlarda ergenler daha cesur, meraklı ve atak olabilirler. Bu durum hem kendileri hem de çevreleri için tehlikeli olabilir. Ergenlikte, madde kullanımı, suç işleme, evden kaçma, şiddet, araba kazaları gibi davranış sorunları görülebilir. Bu özel psikolojik sorunlardan kaynaklanabildiği gibi sosyal çevre ya da ekonomik nedenlerle de olabilir. Böyle durumlarda aileler öncelikli olarak kendi davranışlarını gözden geçirmeli, örnek olmalı, endişelerini uygun bir dille çocuğuna anlatmalı, en önemlisi de çok kesin bir biçimde kuralları/sınırları belirleyip sonuçlarının net olarak tanımlanmasıdır.

Okuldan Kaçma: Ergenlikte sıklıkla görülen bir davranış sorunudur. Sıklıkla okul başarısızlığının olduğu, kalabalık ve aile ilgisinin az olduğu gençlerde görülür. Erkeklerde kızlardan daha fazladır. İleride yaşanabilecek farklı davranış sorunlarının bir öncülü gibidir. Eğer amaç evde zaman geçirmek ya da boş dolaşma isteği ise (çok nadiren okuyamadığını görüp çalışmak isteyen gençler olabilir) ek olarak huzursuzluk ya da farklı bir davranış problemi de eşlik ediyorsa sorun gittikçe büyüyen bir kar topuna dönüşebilir. Aile ile okul iş birliği oldukça önemlidir. Gencin ilgi alanlarını destekleyen bir okul anlayışında kontrol sağlanabilir.

Evden Kaçma: ergenlerin evden kaçmasının sıklıkla hem aileden hem de ergenden kaynaklı nedenleri vardır. Sorunlu aile yapıları, zor çocukluk geçirme, anne baba arasında yaşanan olumsuzluklara şahit olma, ailede ruhsal hastalık öyküsü, alkol/madde kullanımı, çocuğun sömürülmesi, ret edici davranışlar gibi pek çok neden olabilir. Bazen tek kurtuluş olarak uzaklaşmayı görebilirler. Evdeki baskı nedeniyle evden kaçma kız ergenlerde daha sıktır. Çoğu zaman bir krizin yönetilememesi nedeniyle evden uzaklaşırlar. Sıklıkla arkadaş ya da akraba evlerine sığınırlar. Aile ilişkileri çok kötü değilse kriz bittiğinde geri dönerler.  Bazen de ne yazık ki yağmurdan kaçarken doluya tutulabilirler. Evdeki zorluktan kaçarken aslında bir çözüm gibi görünen başka bir zorluğa geçerler. Uygunsuz arkadaşlarla olmak ya da erken yaşla evlenme isteği gibi kendilerince bir çözüm bulurlar. Elbette bu sorunların daha fazla büyümesinden ve çözümsüzlüğe gitmesinden başka bir anlam taşımamaktadır.

Madde Kullanımı: Ergenlik madde kullanımı açısından en riskli dönemdir. Çünkü büyüdüğünü ispat etme, sıkıntılarla başa çıkamayacağı düşüncesi, merak, arkadaş teşviki, gruba uyma isteği, aile çocuk ilişkisinde çok kısıtlayıcı ya da aşırı izin verici olmak, otorite figürünün olmaması, anne baba ayrılığı, evde madde kullanan birinin varlığı riski arttırmaktadır. Çocuğun okul başarısındaki ani düşme, davranışlarda hızlı değişiklik, arkadaş çevresinin değişimi madde kullanımını hatırlatmalıdır. Elbette madde kullanımı tedavi edilebilen bir durumdur ancak öncelikli olarak kullanmanın önüne geçilmelidir. Bu nedenle önce ‘Hayır’ demeyi öğretmeliyiz. Haz alma arayışına iten nedenlerini tespit etmeliyiz, farklı arkadaşlık edinebilmesi için farklı ortamları yaşama şansı tanımalıyız. Elbette profesyonel bir destek almasını da sağlamalıyız.

Bu riskli davranışlar karşısında bazen ebeveynler kendilerini çaresiz hissetseler de sorunu çözmekle ilgili bir yardım almalıdırlar. Ergeni profesyonel yardıma ikna edebilmenin en önemli yolu bu durumun bir aile sorunu olduğu, ona yanında olmak ve yardım etmek istediğinizi dile getirmek olabilir.

EBEVEYN-ÇOCUK İLİŞKİLERİ-1

Anne- baba olmak, her zaman dilimi için farklı ihtiyaçların gözetildiği, çocuklara farklı davranış biçimlerinin geliştiği, onlar için en iyi olanın (!) sürekli bir değişim geçirdiği uzun bir yolculuktur. 1900 lü yılların ortalarına dek süren savaşlar, salgın hastalıklar ve yoksulluk nedeni ile anne-babalar öncelikli olarak çocuklarının sağ kalmalarını ve temel yiyecek/giyecek ihtiyaçlarını karşılamaları üzerine çaba sarf etmişlerdir. 70 yıllarda bu süreç siyasi atmosferden zarar görmeden kurtarmak, 80 li yıllarda gelişen dünya düzenine uyum sağlamakla geçmişti. 2000 li yıllardan itibaren ise hayatta kalma mücadelesi yerini rekabetçi dünyada ideal/mükemmel çocuk yetiştirmek amacıyla ‘onun yerine yaşama’ noktasına vardı.

Anne-babaların kendi çocukluk ve gençliklerinde mahrum kaldıkları şeylerden çocuğunun mahrum kalmaması, planlayamadıkları kariyer planlarını çocuklarının gerçekleştirmesi, dünyanın yeterince güvensiz bir yer olduğuna dair olan inançları nedeniyle gittikçe daha koruyucu olmaları, hatta onların adına karar verme ve yapmaları gereken her şeyi yapıp, tüm sorumlulukları alıp, tüm sonuçlara katlanıp kısaca ‘Aşırı Ebeveynlik’ yapan insanlarla dolu bir dünya kurulmuş oldu (Ginott 1969).

İyi anne-baba olmalıyım, çocuğum hep mutlu olsun, üzülmesin derken çocukların keşfederek öğrenmelerinin önüne geçildiği, yaşayarak öğrenme konusunda çocukların şevklerinin kırıldığı, seçim yapma şanslarının olmadığı, en iyinin zaten anne babası tarafından belirlenen bir düzende herhangi bir çaba sarf etmeye değer bulmadıkları, sorumluluk alamayan, bireyselleşemeyen, karar vermekte zorlanan, kişisel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir nesil ortaya çıkmış oldu. Aileler tüm iyi niyetleriyle çocukları için yaptıklarını düşünseler de farkında olmadan onların kişilik gelişimlerini olumsuz yönde etkilemekte, aslında ‘sen yetersizsin, başaramazsın’ mesajını vermektedir.

Sorumluluklarını alamayan, kendi kararlarını veremeyen çocuklar sürekli takip ve baskı altında hissettiklerinden kendilerini ifade etmekte güçlük çekerler, benliklerini gösteremezler. Girdikleri ortamda karar verebilme ve ifade edebilme güçlükleri zamanla özgüven sorunlarına, kaygı bozuklukları ve depresyona yol açabilmektedir. Yaşı kaç olursa olsun anne/baba bağımlı, sosyal alanlarda zorlanan, hayatını idame etmekte güçlük yaşayan bireyler olarak yetişkinliğe geçerler.

‘Aşırı ebeveynlik’ ten kaçınmak ve çocuğumuzun bağımsız bir birey olabilmesi için neler yapılabilir?

·       Onlara güvenmek

·       Onun bir birey olduğu kabul etmek, yaşayarak öğrenmesine izin vermek,

·       Sorumluluklarını almalarına zaman tanımak, onların yapması gereken ödev/oda toplamak/kıyafet – yiyecek seçimi vb… alanları onlara bırakmak,

·       Destekleyici ve cesaret verici olmak, hata yapmalarına ve yapılan hataların sonuçlarını yaşamalarına izin vermek,

·       İstemedikçe yardımcı olmamak, önerilerde seçimi onlara bırakmak,

·       Onlara adına karar almamak, sadece yol gösterici olmak

·       Sevdiğinizi ve ne olursa olsun daima onun yanında olduğunuzu hissettirmek…

 

                               

                                                                                            Dr. Hatice ALKAN AKDAĞ

SÜNNET

Sünnet bir gelenek, dini bir gereklilik olarak binlerce yıldır yapılagelmiş bir uygulamadır. Son yıllarda çocuk ruh sağlığının öneminin anlaşılması ile birlikte, sünnetin ruhsal gelişim açısından önemi konuşulmaya başlanmıştır.

Çocukların ruhsal gelişiminde cinsel kimlik açısından 3-6 yaş arası en önemli dönem kabul edilir. Bu dönemde çocuklar kız-erkek arasındaki farklılıkları keşfetmeye, kendilerince anlamlandırmaya çalışırlar. Kızların pisisi olmadığı fark eden erkek çocuk, kendi pipisini de kaybedebileceği (hadım edilme) korkusu yaşar. Buna kastrasyon korkusu denir. Toplumda pipisi olduğu için kıymetli olduğunu düşünen erkek çocuk ‘ pipisinin kesileceğini’ duyduğu an kaybetme duygusunun gerçekleşek olması nedeniyle yoğun bir korku ve endişe yaşar. Bu nedenle sünnetin ne olduğu, nasıl yapılacağı ve bunu çocuğa kimin anlattığı çok önemlidir. Tıbbi olarak bir zorunluluk yok ise ruhsal gelişim açısından 3-6 yaşları arasında sünnet önerilmemektedir. Bebeklik döneminde yapılan sünnette bu tür kaygılar ortaya çıkmayacaktır. Hatta bu dönemde iyileşme daha hızlı olduğundan bu süreci atlatmak daha kolay olacaktır. Eğer sünnet yaşı 6 yaş sonrasına bırakılmış ise tercihen babanın ya da çocuğun güvendiği bir kişinin sünnetin ne olduğunu, nasıl yapılacağını anlatmalıdır. Çocuğun dışarıdan duyduğu, kaybetme ve korkunç acılar yaşayacağı düşüncelerinin gerçek olmadığını, kesilmeyeceği, pipisinin ucunda bir düzeltme yapılacağı, uyuşturulacağı için işlem sırasında acı duymayacağıi sonrasında ne kadar acı hissedebileceği gibi rahatlatmalarla başından sonuna kadar tüm işlemler anlatılmalıdır. Yine işlemi yapacak olan hekim tarafından çocukla yakınlık sağlanarak anlatılması ve yapılması, çocuğun kaygılarını belirgin olarak azaltacaktır. Sünnet töreni, kıyafetler ve yapılan tüm etkinlikler eskiden beri çocuğun kaygısını azaltmaya yöneliktir. Bu nedenle bu tür bir organizasyon planlanıyorsa çocuk sünnet olduğunda eş zamanlı yapılması çocuk için rahatlatıcı olabilir.

Bir hekim tarafından, uygun hijyenik koşullarda, çocuğun güvendiği bir kişi ve işlemi yapacak hekim tarafından önceden bilgilendirilerek hazırlandığı bir sünnet, ruhsal olarak çocuğun çok sıkıntı yaşamadan atlatacağı bir ödev olacaktır.

DERS ÇALIŞMAK YA DA ÇALIŞAMAMAK

Okullar açıldığı zaman, tüm öğrenciler için zor akşamlar ve hafta sonları başlamaktadır. Ders çalışma zorunluluğunun verdiği isteksizlik, akılları çelen bilgisayar oyunları, ergenlik sorunları, aile çatışmaları gibi birçok neden ders çalışmanın önünde kocaman engeller olarak durmakta. Anne babalar, çocuklarının ders çalışmadığından, bir türlü bilgisayarın başından kalkıp derse başlamadıklarından, ders çalışırken bile kendilerini derse vermediğinden, yeterince çok çalışmadıklarından yakınırlar. Çocuklar ise ders çalışmak istedikleri halde konsantre olamamaktan, yeterince oyun oynayamadıklarından, ailelerinin kendilerinden çok şey beklediğinden, kimsenin kendilerini anlamadığından yakınırlar. Ders çalışmayı engelleyecek bir problem yoksa çocuk ve ailenin beklentilerini, çocuğun anlama ve çalışma kapasitesini belirleyip herkesin mutlu olacağı bir ortam sağlamalıyız. Çoğu zaman ailenin beklentilerinin, çocuğun gerçekleştirebileceği düzeye çekmek bile sıkıntı çözümünde önemli bir adım olmaktadır. Eğer çocukta öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, kaygı bozukluğu ya da herhangi bir psikiyatrik bozukluk yoksa belki de sadece yol gösterilmeye ihtiyacı vardır. Ders çalışmak için ve çalışmanın verimliğini arttırmak için nelere dikkat edilmelidir?

  • Çalışma odasında televizyon, bilgisayar, cep telefonu gibi kolay akıl çeliciler bulunmamalıdır.
  • Masada çalışılmalı, koltuk, yatak gibi yerlerin çalışma amaçlı kullanılmasının uygun olmayacağı bilinmelidir. Çalışma masasının üstü dağınık ve kirli olmamalıdır.
  • Ders için gerekli, kullanılacak kitap gibi araç gereçler hazır bulundurulmalı, ihtiyaçlar için sürekli yerinden kalkması gerekmemelidir.
  • Ders çalışmaya başlamak için sadece karar vermek gereklidir, zira ders çalışma isteği beklenirse, hiçbir zaman gelmeyecektir.

 

Aileler uygun ders çalışma koşullarının sağlanmasından sorumludurlar. Çocuğun ders çalışmasına mani olacak bir durum ya da sağlık sorunu yoksa artık tüm sorumluluğu çocuklarına bırakmalıdırlar. Ödev takibi, ders programına göre çanta hazırlama, ihtiyaçlarını önceden bildirme, ödevin tamamlanması tamamen çocuğa ait bir sorumluluk olup, olumlu ve olumsuz yöndeki tüm sonuçlar da ona aittir. Ailenin çocuğa düşen sorumlulukları yapması, çalışması yönünde telkinde bulunması, ders çalışması karşılığında ödül vaad etmesi hiçbir şeyi değiştirmeyeceği gibi sorunu büyütmektedir. Yapıcı ve kararlı bir duruş ile herkesin üzerine düşeni yapması ve çözümlerin ortak kararlarla alınması bir çok engeli aşacaktır.