Kategori: Sık Sorulan Sorular

Bursa Psikolog Seans Ücretleri ve Psikiyatri Fiyatları

Bursa ilinde psikolog ve psikiyatrist ücretleri mevcut hastalığa ve tedavi sürecine bağlı olarak değişiklik göstermektedir, genel olarak psikolog ve psikiyatrist seans ücretleri ilimizde 100TL – 500TL arasında doktordan doktora değişmektedir. Seans miktarı ise hastalığınızın durumuna hangi aşamada olduğuna ve tedavi süresi boyunca göstereceğiniz performansa bağlı olarak 1 ile 10 seans arasında değişmektedir sizlere daha sağlıklı bilgi verebilmek için iletişim adreslerimizden bizlere ulaşarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Uzm. Dr. Hatice ALKAN AKDAĞ

Fatih Sultan Mehmet Bulvarı
Cumhuriyet Mahallesi, Yağmur Sk.
224 Sitesi. B Blok No: 8
NİLÜFER/BURSA

TEL: 0224 502 35 15
GSM: 0532 590 27 40

http://www.terapistbursa.com/adresimiz

terapistbursa@gmail.com

EBEVEYN-ÇOCUK İLİŞKİLERİ-1

Anne- baba olmak, her zaman dilimi için farklı ihtiyaçların gözetildiği, çocuklara farklı davranış biçimlerinin geliştiği, onlar için en iyi olanın (!) sürekli bir değişim geçirdiği uzun bir yolculuktur. 1900 lü yılların ortalarına dek süren savaşlar, salgın hastalıklar ve yoksulluk nedeni ile anne-babalar öncelikli olarak çocuklarının sağ kalmalarını ve temel yiyecek/giyecek ihtiyaçlarını karşılamaları üzerine çaba sarf etmişlerdir. 70 yıllarda bu süreç siyasi atmosferden zarar görmeden kurtarmak, 80 li yıllarda gelişen dünya düzenine uyum sağlamakla geçmişti. 2000 li yıllardan itibaren ise hayatta kalma mücadelesi yerini rekabetçi dünyada ideal/mükemmel çocuk yetiştirmek amacıyla ‘onun yerine yaşama’ noktasına vardı.

Anne-babaların kendi çocukluk ve gençliklerinde mahrum kaldıkları şeylerden çocuğunun mahrum kalmaması, planlayamadıkları kariyer planlarını çocuklarının gerçekleştirmesi, dünyanın yeterince güvensiz bir yer olduğuna dair olan inançları nedeniyle gittikçe daha koruyucu olmaları, hatta onların adına karar verme ve yapmaları gereken her şeyi yapıp, tüm sorumlulukları alıp, tüm sonuçlara katlanıp kısaca ‘Aşırı Ebeveynlik’ yapan insanlarla dolu bir dünya kurulmuş oldu (Ginott 1969).

İyi anne-baba olmalıyım, çocuğum hep mutlu olsun, üzülmesin derken çocukların keşfederek öğrenmelerinin önüne geçildiği, yaşayarak öğrenme konusunda çocukların şevklerinin kırıldığı, seçim yapma şanslarının olmadığı, en iyinin zaten anne babası tarafından belirlenen bir düzende herhangi bir çaba sarf etmeye değer bulmadıkları, sorumluluk alamayan, bireyselleşemeyen, karar vermekte zorlanan, kişisel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir nesil ortaya çıkmış oldu. Aileler tüm iyi niyetleriyle çocukları için yaptıklarını düşünseler de farkında olmadan onların kişilik gelişimlerini olumsuz yönde etkilemekte, aslında ‘sen yetersizsin, başaramazsın’ mesajını vermektedir.

Sorumluluklarını alamayan, kendi kararlarını veremeyen çocuklar sürekli takip ve baskı altında hissettiklerinden kendilerini ifade etmekte güçlük çekerler, benliklerini gösteremezler. Girdikleri ortamda karar verebilme ve ifade edebilme güçlükleri zamanla özgüven sorunlarına, kaygı bozuklukları ve depresyona yol açabilmektedir. Yaşı kaç olursa olsun anne/baba bağımlı, sosyal alanlarda zorlanan, hayatını idame etmekte güçlük yaşayan bireyler olarak yetişkinliğe geçerler.

‘Aşırı ebeveynlik’ ten kaçınmak ve çocuğumuzun bağımsız bir birey olabilmesi için neler yapılabilir?

·       Onlara güvenmek

·       Onun bir birey olduğu kabul etmek, yaşayarak öğrenmesine izin vermek,

·       Sorumluluklarını almalarına zaman tanımak, onların yapması gereken ödev/oda toplamak/kıyafet – yiyecek seçimi vb… alanları onlara bırakmak,

·       Destekleyici ve cesaret verici olmak, hata yapmalarına ve yapılan hataların sonuçlarını yaşamalarına izin vermek,

·       İstemedikçe yardımcı olmamak, önerilerde seçimi onlara bırakmak,

·       Onlara adına karar almamak, sadece yol gösterici olmak

·       Sevdiğinizi ve ne olursa olsun daima onun yanında olduğunuzu hissettirmek…

 

                               

                                                                                            Dr. Hatice ALKAN AKDAĞ

EREKTİL DİSFONKSİYON (SERTLEŞME BOZUKLUĞU)

 

Ereksiyon (peniste sertleşme), bir uyaranla başlayan (düşünsel de olabilir) uygun hormonal salınım altında, sağlıklı bir penis anatomisine varlığında, iyi işleyen bir sinir sisteminin ortaya koyduğu nörovasküler bir reflekstir. Fiziksel nedenli herhangi bir sorun varlığında ereksiyon sorunları yaşanabildiği gibi ruhsal sıkıntılarda ve bilinçdışı çatışma ve duygulardan kaynaklanan aksamalar olabilir. Pek çok kişi ve ilişki faktörü de ereksiyon yanıtını bozabilmektedir.

Orta yaş ve üzeri erkeklerde, organik nedenli (tıbbi bir nedene bağlı), hastalıklarda ve ilaçların yan etkisi olarak ereksiyon sorunları daha fazla görülür.  Genç erkeklerde ise psikolojik kökene bağlı sorunlar daha ön plandadır.

Psikolojik kökenli ereksiyon bozukluklarında temel inanç erkeğin iktidar arayışı ve cinsellik hakkındaki bilinçdışı çatışmaları olarak tanımlanmakta idi. Bu görüş artık kabul görmemektedir. Günümüzde çiftin ilişki biçimleri, evlilik ya da aşk ilişkisindeki sıkıntıları, hayal kırıklıkları ve beklentilerinin ereksiyon sorunlarında daha önemli olduğu görüşü hakimdir. Hatta klinik uygulamada daha basit pek çok nedenin ereksiyon sorunlarında etkili olduğu görülmektedir. Performans kaygısı, kadın tarafından reddedilme korkusu, geçmişte yaşanan kısa süreli ereksiyon sorunundan dolayı gelişen iktidarsızlık beklentisini ve cinsel zevk konusunda kültürden kaynaklanan suçluluk duygusunu içerir. Bu duygular erkeğin cinsel deneyime odaklanmasına engel olabilir. Çünkü ereksiyon refleksinin doğru işlemesi için kaygılardan uzak cinsel eyleme odaklanma gereği vardır.

Bu tür basit nedenlerden kaynaklanan sorunlar, çift arasındaki ilişkiyi bozan endişeleri insancıllaştırmaya, açıklamaya ve azaltmaya çalışan cinsel terapiye genellikle son derece uyumludur. Cinsel terapi ile erkeğin kaygılardan uzak cinsel eyleme odaklanması mümkün hale gelir. Ve ereksiyon sorunu ortadan kalkmış olur.

 

                                                                                            Dr. Hatice ALKAN AKDAĞ

 

 

Cinsel Sorunların Sebebi Nedir?

Yaklaşık her 3 kişiden biri hayatının bir döneminde bir cinsel işlev bozukluğu yaşıyor. Yanlış inançlar (mitler), cinsel bilgilenmede yetersizlik, bazı hastalık ve ilaçlar, sigara alkol gibi alışkanlıklar cinsel işlev bozukluklarına neden olabilmektedir. Başta depresyon olmak üzere ruhsal hastalıklar da cinsel işlev bozukluklarının önemli nedenlerini oluşturur.

CETAD tarafından yapılan bir araştırmada toplumsal bakışın ve geleneklerin cinsel sorunların önemli bir kaynağı olduğunu ortaya konuyor. Araştırmada %62 eğitimsizlik ve bilgisizlik en sık neden. Önyargılar, toplumsal adetler, ananeler ve stres toplumun cinselliğe yaklaşımın önemli ölçüde etkiliyor. Bizim gibi doğu kültürüne yakın toplumlarda oranlar gittikçe artıyor.

 

 

Sonbahar Depresyonu Nedir?

Sonbahar aylarında havaların serinlemesiyle birlikte, güneşi daha az görmek, tatilin bitmesiyle okulların başlaması ve sorumlulukların artması ruh sağlığımızı süratle etkilemektedir. Azalmakta olan gün ışığı ve kapalı mekanlara geri dönüş, mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin salgısında azalmaya ve beynin kimyasında değişmeye ve depresyona neden olmaktadır. Özellikle endişeli, karamsar kişilik özelliklerine sahip insanlar bu dönemde depresyon riski taşırlar.

Gün ışığından faydalanmak için bolca dışarıda zaman geçirilmeli,

Sağlıklı beslenmeye dikkat ederek özellikle karbonhidrattan uzak durulmalı,

İsteksizliği azaltmak için sık mola vererek çalışılmalı ve keyifli aktiviteler planlanmalı

Düzenli, tempolu yürüyüşler yapılmalı.

Çocuğum Tırnak Yiyor, Ne Yapmalıyım?

Tırnak ya da tırnak etini koparma davranışı genellikle- yaşlarında başlamaktadır. Çocukların üçte birinde, ergenlerin yaklaşık yarısında görülmektedir. Çoğu zaman ergenlik döneminin tamamlanmasıyla bu alışkanlık da terk edilir. Evde tırnak yiyen birinin varlığı, sürekli eleştiri alan çocuk olmak, kardeş varlığı, aile içi huzursuzluk, yeterli ilgi ve sevgi görememe gibi nedenler sebep olabilmektedir.

Çocuğun bu davranışı görmezlikten gelinmeli, dikkati farklı yöne çekilmelidir.

Korku kaygı yaratan ortamlardan uzak tutmak, şiddet içerikli film ve oyunlardan kaçınmak gereklidir.

  • Özellikle bu davranışın altında yatan sebeplerin neler olabileceği bulunarak, çözüm yoluna gidilmelidir.
  • Çocuğun kil, kum, su, hamur, çamur gibi gerginliği ortadan kaldırıcı ve rahatlatıcı malzemelerle oynamasına ortam oluşturmalıdır.
  • Çocuğun tırnak yeme hareketini her tekrarlaması sırasında yapabileceği alternatif bir davranış bulunabilir.