Yazılarım

Yazılarım

Bursa Psikolog Seans Ücretleri ve Psikiyatri Fiyatları

Bursa ilinde psikolog ve psikiyatrist ücretleri mevcut hastalığa ve tedavi sürecine bağlı olarak değişiklik göstermektedir, genel olarak psikolog ve psikiyatrist seans ücretleri ilimizde 100TL – 500TL arasında doktordan doktora değişmektedir. Seans miktarı ise hastalığınızın durumuna hangi aşamada olduğuna ve tedavi süresi boyunca göstereceğiniz performansa bağlı olarak 1 ile 10 seans arasında değişmektedir sizlere daha sağlıklı bilgi verebilmek için iletişim adreslerimizden bizlere ulaşarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Uzm. Dr. Hatice ALKAN AKDAĞ

Fatih Sultan Mehmet Bulvarı
Cumhuriyet Mahallesi, Yağmur Sk.
224 Sitesi. B Blok No: 8
NİLÜFER/BURSA

TEL: 0224 502 35 15
GSM: 0532 590 27 40

http://www.terapistbursa.com/adresimiz

terapistbursa@gmail.com

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat eksikliği ve hiperaktive bozukluğu (DEHB) çocukluk çağı ve ergenlerde sık görülen psikiyatrik tablolardan biridir. İlk tanımlanması 18. Yüzyılda yapılmış (Bad Children) klinik sınıflandırmaya ise 1968 yılında girmiştir. Dikkat sorunları, dürtü kontrolünde zayıflık ve motor aktivitede artmanın olduğu   davranışları kapsamaktadır. Dikkatsizlik, dürtüsellik ve hiperaktivite belirtilerinin olması (toplam 14 belirtiden en az 8 tanesinin varlığı), 7 yaşından önce başlaması ve en az 6 ay sürmesi ile tanı konur. Dikkatsizliğin ön planda olduğu tip ya da hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu tip olarak alt gruplara ayrılabilir. Aşırı hareketliliğin olduğu tip erkeklerde daha fazla sıklıkta iken, dikkatsizliğin önde olduğu tip kızlarda daha fazla karşımıza çıkmaktadır. Belirtiler:

  • Dikkatsizlik
  • Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara vermez, ödevlerinde ya da etkinliklerde dikkatsizce hatalar yapar.
  • Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı oyunlarda dikkati dağılır.
  • Doğrudan kendisiyle konuşulduğunda bile dinlemiyormuş gibi görünür.
  • Çoğu zaman verilen yönergeleri izleyemez, okul ödevlerini tamamlayamaz.
  • Üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemede zorluk çeker.
  • Sürekli zihinsel çaba gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almada isteksizdir.
  • Çoğu zaman eşyalarını kaybeder.
  • Dikkati dış uyaranlarla kolayca dağılır.
  • Günlük etkinliklerinde çoğu zaman unutkandır.

 

 

  • Hiperaktivite
  • Çoğu zaman elleri ayakları kıpır kıpırdır.
  • Sınıfta ya da oturması gereken durumlarda oturduğu yerden kalkar.
  • Uygunsız olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır.
  • Dakin biçimde boş zamanlarını geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.
  • Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.
  • Çoğu zaman çok konuşur.

 

  • Dürtüsellik
  • Sorulan soru tamamlanmadan önce cevabını acelece verir.
  • Sırasını bekleme güçlüğü vardır.
  • Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.

 

 

Çocuklukta %3-7 arasında görülmektedir. Bu dönemde var olan nöropsikolojik sorunların kaybolmadığı bilinmektedir. Belirtiler farklılık göstermekle birlikte %30-70 ergenlik ve erişkinlik dönemlerinde de belirgin zorluklar yaşamaktadırlar. Erişkinlerde DEHB yaygınlığının % 4 lerde olduğu bildirilmektedir.  Çocukluktaki amaçsız kıpır kıpırlık erişkinde amaç uğruna aşırı harekete dönüşür. Erişkinlerin genellikle hareketli işlerle ilgilendiği belirtilerle baş edebilecek düzeyde hayatlarını düzenleyebildikleri görülür. Yaşam tarzı ve beklentilerini ayarlayıp dengeleyici stratejiler geliştirerek hastalığın olumsuz etkilerini en aza indirgeyebildikleri görülmüştür. Yine de seçici dikkat, dikkatin sürdürülmesi ve yanıtın baskılanmasını ölçen testlerde normal kontrollere göre düşük performans sergiledikleri saptanmıştır.

DEHB ye neden olan faktörler kesin olarak ortaya konamamış olmasına rağmen hastalığın oluşmasında nörolojik ve genetik etkenler olduğu ve genetik temeli destekleyen çok sayıda bulgu varlığı bilinmektedir. 1. derece akrabalarında DEHB tanısı olanlarda risk 5 kat daha fazladır.

Panik Atak Nedir Belirtileri Nelerdir?

Panik atak, ani, nedensiz ve şiddetli bir kaygı halidir. Beklenti anksiyetesi ve agorafobiyle beraber panik bozukluk adı verilen hastalığın temel belirtisidir.  Yaşanan huzursuzluk ve kaygıya nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, terleme gibi güçlü bedensel belirtilerin eşlik etmesi ek olarak plan yapma ve düşünme gibi yetilerin geçici olarak kaybedilmesi ve bulunan ortamdan kaçmak ya da uzaklaşmak için yoğun bir istek duyulmasıdır. Belirtiler sinir sistemi kökenli başlamakla birlikte, bir kısmı sık sık nefes alıp vermeye yanıt olarak gelişir. Kaygıyı baskılamak için sık nefes alınıp verilse de kanda azalan karbokdioksit düzeyleri başta sersemlik hissi, baş dönmesi, bedenin değişik bölümlerinde uyuşma karıncalanma, el ayaklarda kasılma gibi ek belirtilere neden olur. Hastalar panik atak belirtilerini kalp krizi geçirdiği, felç olacağı, bayılacağı, kontrolünü yitireceği ya da aklını kaçıracağı şeklinde yorumlar. Temel bedensel belirtilere korku duygusu eşlik eder.

Atak hızla başlar, 2-10 dakika içinde doruğa yükselir ve çoğunlukla 10-30 dakika içinde sona erer.  Panik atak belirtileri:

  • Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama
  • Terleme
  • Titreme ya da sarsılma
  • Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma
  • Soluğun kesilmesi
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma hissi
  • Bulantı ya da karın ağrısı
  • Baş dönmesi sersemlik hissi, düşecekmiş bayılacakmış gibi olma
  • Gerçek dışılık duygusu ya da kendisinden ayrılmış olma hissi
  • Kontrolünü yitireceği ya da çıldıracağı korkusu
  • Ölüm korkusu
  • Uyuşma ya da karıncalanma duyumları
  • Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

 

Yoğun korku ve bedensel belirtiler kişi de bir an önce bulunduğu ortamdan kaçıp kurtulma isteğine neden olur. Ayrıca hastalar çaresizlik hissi, ağız kuruluğu, idrar çıkma isteği, karında basınç hissi, düşüncelerin yavaşlaması, başta ve ensede duyumlar gibi belirtiler yaşadıklarını belirtirler. Her durum ve koşulda hatta uykuda bile atak gelebilir. Atakların sıklığı ve şiddetli değişkendir. Öyle bir korku halidir ki hızla yardım arayışına yol açar. Sıklıkla acil servislere ardından kardiyologlara başvururlar.

Daha çok sosyal fobi ve özgül fobide görülebilen ‘Durumsal’

Panik atak tablosu olup 4 taneden az belirtinin var olduğu ‘Sınırlı belirtili’

Herhangi bir tetikleyici olmaksızın uykuda aniden gelen ‘Gece gelen’

Korku ya da endişe gibi bilişsel belirtisi olmayan ‘Korkusuz’ atak çeşitleri tanımlanmıştır. Ama klinik olarak anlamlı bir tanımlama değildir.

 

 

Beklenti Anksiyetesi

İlk panik ataktan sonra ya da atakların sıklaşmasıyla birlikte başka bir atak daha geçirileceğine dair korku gelişmekte ve hastalar huzursuzluk, dikkatte bozulma ve hareketliliğin olduğu yeni bir kaygı durumu yaşarlar. Yeni bir atak geçirme beklentisi ve korkusuna Beklenti Anksiyetesi denir. 3 temel öğesi vardır.

  • Bir panik atak geçirme ile ilişkili olan huzursuz edici ve endişeli, yoğun düşünce uğraşları
  • Yine bir panik atak olacak bu da tehlike yaratacak inancı ve beklentisi
  • Süregiden bir korku eğilimi ya da korkuyla oluşan bedensel duyumlardan korkma.

Hastalar sürekli olarak ne zaman panik atak yaşayacaklarını, kestirmek amacıyla tüm çevresel ve bedensel ip uçlarını değerlendirmeye çalışmaktadır. Belirgin bir tehlikelilikte olma hali vardır. Bedensel belirtilerine dikkati verirler. Ve bu bedensel belirtiler ortaya çıktıkça güvenlik arayış davranışları geliştirirler.

 

Agorafobi

Panik atakların yarattığı tehdit ve tehlike algısı bir dizi aktif kaçınma eylemini tetikler. Hastalar panik atağı yaşamamak veya tehlikeli gördükleri şeylerden kendisini korumak için bir çok güvenlik önlemine başvururlar. Bazen bu kaçma davranışı oldukça şiddetlidir ve kişi kaçındığı olaya girmeye zorlandığında panik atak yaşayabilir. Bu güvenlik arama davranışı anksiyeteyi geçici olarak yatıştırmakla birlikte, hastalığı sürdürücü işlev olarak görmekte ve hatta bu davranışların kendisi yeni belirtiler üretmektedir. Agorafobi panik bozukluğa bağlı gelişir ve panik atak olduğunda yardım almanın ya da kaçıp kurtulmanın kolay olmayacağı durum/ortamlardan korku olarak tanımlanır.

Panik atak tedavisinde; ilaçla tedavi ve psikoterapiler ayrı ayrı ya da birlikte kullanılabilirler. Kullanılan ilaçlarla hastalığı yaratan fizyopatolojik süreçlerin düzeltilmesi, altta yatan biyolojik yatkınlığın giderilmesi ve işlevselliğin onarılması beklenmektedir. Bu hedeflerde antidepresanlar ve benzodiyazepin grubu ilaçlar tercih edilebilir. Psikoterapide ise gevşeme ve nefes egzersizleri, bilişsel davranışçı terapi, grup terapisi ve psikodinamik psikoterapiler kullanılır.

 

Aile ve Çocuk Arasındaki İletişim

Her yaşta ebeveynlerle çocuklar arasındaki iletişim zordur. Her dönemde çocuğun kendini ifade etmede farklı davranış biçimleri ortaya koyması, buna paralel olarak ebeveynlerin kendi yaşamlarındaki zorlukların çocuğa yansıması her daim kriz çıkarabilme potansiyeline sahip bir ilişki sürecidir. Zaten insanların günlük yaşamda en sık karşılaştıkları sorun ilişki sorunudur. İlişkilerimizde belirleyici faktör kişilik özelliklerimizdir. Bazılarımız mükemmeliyetçi, bazılarımız sinirli, bazılarımızda utangaçtır…  Çocuklardaki sorun işte bu farklı kişilik özelliklerinin onlarla iletişiminde olan yansımadır. Örneğin, aile yargılayıcı ise çocuk içine kapanık, baskıcı ise aileye ceza vermek için yaramaz ya da başarısız, sinirli ise kendini ifade edemeyen, davranış sorunları gösteren bir çocuk olabilir.

Her ilişkide olduğu gibi ebeveyn çocuk ilişkisinde de temelde güven, saygı, anlayış olmalıdır. Çocukların gelişimini tamamlayıncaya kadar onları birey değil de hükmedeceğimiz   varlıklar olarak görürsek sağlıklı bir ilişki kurma şansını başta kaybetmiş oluruz. Sağlıklı bir ilişkide ‘Sözümü nasıl dinletebilirim?’ değil, ‘Onu nasıl anlayabilirim? Nasıl yardımcı olabilirim?’ temelinde hareket etmeliyiz. Peki bunu nasıl sağlayabiliriz?

  • Hayata bakış keşfi: Çocuğumuzun olayları nasıl gördüğü ve değerlendirdiğini saptamak en büyük adım olacaktır. Hangi pencereden baktığı ve yorumladığını keşfedebilirsek onu anlamaya başlamışız demektir. Örneğin: Ebeveyn kitap oku diyor. Çocuk yapmadığında başka bir yaptırımla karşılaşacağını biliyorsa sadece okumuş olmak için daha önceki sınıflara ait kısa bir hikayeyi okumuş oluyor. Ebeveyn buna tepki gösterdiğinde haksız duruma düşüyor. İşte bu nedenle yaşadığımız çatışmaları objektif bir açıdan yeniden değerlendirmeliyiz. Güvenli ilişki kumanın ilk adımı onun durumu nasıl değerlendirdiğini keşfetmek. Eğer konu ile ilgili bir fikrimiz varsa bunu çocuğa kabul ettirmeye çalışmadan önce onun bunu nasıl değerlendirdiğini, yüklediği anlamı bilmemiz gerekir. Bunu bilmeden kendimizce doğrularımızı yansıtmaya kalkarsa çocuk anlaşılmadığı hissedecek ve itiraz edecektir. İtiraz eden biriyle zaten ilişki kuramazsınız.

 

  • Gerçek ihtiyacı belirleme: Ebeveyn olarak çocuğumuz için en iyi olanı düşündür ve yapmaya çalışırız. Oysa bazen bizim arzu ettiğimiz şeylerin çocuğumuz için pek te bir anlamı olmayabilir. Ya da bizim istemediğimiz bir davranış gösteriyorsa belki de kendisinin bir ihtiyacını karşılamak için yapıyor olabilir. Yani aslında çocuk yaptığı her davranışı bir ihtiyacını karşılamak için yapıyordur. Eğer bu davranışının altta yatan anlamına varabilirsek ilişkimizi bu çerçevede sürdürebiliriz. Bize saçma gelen bir olay çocuk tarafından mantıklı bulunabilir ya da bunu yapmaya geçerli bir nedeni olabilir. Onun ihtiyacını anlama bizim destek vermemizi kolaylaştıracak ilişkiyi güvenli kılacaktır.

 

 

  • Hislerini anlamak ve onaylamak: çocuğun yaptığı davranışlarda altta yatan duyguyu anlayabilirsek yaptığı davranışlara tepkilerimiz de değişecektir. Örneğin: sabah kalkınca ‘okula gitmek istemiyorum’ diye ağlayan çocuğa kızarak ‘elbette gideceksin çocuklar okul gider’ dersek çocuk anlaşılmadığını hissedecektir. Okula gitmek istememe belki de oyun oynamaktan vazgeçmek için üzülme, ya da okulda yaşadığı bir sıkıntının tekrarı olabileceği için endişe anlamına gelebilir. Buradaki zorluk çocuğun duygularını direk ifade etmemesinden kaynaklanan zorluktur. Özellikle otoriter ailelerde kabul görmeme kaygısı çocuğu kendini ifade etmesinin önüne geçer. Çocuğun dolaylı anlatımında bizlere uymayan durumlarda onu anladığımızı, onu bu davranışa iten şeyin onda ne hissettirdiğini öğrenmek istemek, çocuğun bize güvenle yaklaşarak kendini ifade etmesinin önünü açar.

 

  • Çaba Sarf Etmek: Çocuğun bakış açısını keşfeden, ihtiyaçlarını anlayan ve duygusunu bilen aileler onunla yaşadıkları sorunların çözümünde sadece bir parça emek vererek çözümlere ulaşırlar. Çaba sarf etmek, çocukla aile arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Çocuğa zaman ayırmak, gelişimini ve özel ilgi alanlarını desteklemek onu değerli hissettirecek, ebeveynine güvenini arttıracak, çatışmaların önüne geçecek ve gelecek ilişkilerinde de ışık tutacaktır.

 

Yani, çocukla güvenli bir iletişim kurmak onun gelişiminden çok daha önemlidir.  Fiziksel olarak sağlıklı ve başarılı olsa da mutlu ve huzurlu birey olmanın yolu buradan geçer. Hem ihtiyacı hem de duygusu anlaşılan çocuk iş birliğine daha yatkındır. Sorunların çözümünde iş birliği yaparak sağlıklı ve güvenli bir aile ilişkisini yakalamış oluruz.

Ergenlikte Sorumluluk

Fiziksel olarak gelişen çocuğumuzun artık daha fazla sorumluluk alabileceğini düşünmeye başlarız. Aslında sosyal ve duygusal olarak gelişimin tam olarak algılaması sorumluluk alması açısından daha temeldir. Ama yaşıtlarına kıyasla ufak tefek olan bir çocuğa sosyal ve duygusal gelişimin tamamlasa dahi sorumluluk alamayacağını düşünürüz. Oysa biz biliyoruz ki sorumluluk yaştan daha çok olgunlukla ilişkilidir. Ülkemizde sorumluluk verme yaşı oldukça ileri sayılabilir. Bu sıklıkla onların başaramayacağı endişesine bağlıdır. Bu kararı vermek tüm ebeveynler için zordur elbette ama sorumluluk verilmeden de başarıp başaramayacağını görme şansımız yoktur. Temel kurallar dışında yaşanılan çevre, koşullar ve çocuğumuzun gelişimine göre gerekli izin ve sorumlulukları vermemiz gerekir.

Hemen bütün aileler çocuklarının ilkokula başlamışıyla birlikte ders yapma sorumluluğunu almalarını isterler. Ama ergenlik dönemine kadar bir şekilde zorla ya da ödül sistemi ile ders yapmış çocuklar ergenlikte ilk olarak bunu ret edeceklerdir.  Çatışma ortamı iki tarafı da yıpratacak ve bir işe yaramayacaktır. Yapabileceğimiz ona ona sonuçları aktarmak ve ödemek zorunda olacağı bedelleri anlatmaktır.  Sorumluluk almasını istediğimiz alanlarda uzlaşmaya varmalı, sınırları çizmeli, yerine getirmek konusunda sorun yaşarsa sonuçlarına katlanmasına izin vermeliyiz.  Çünkü sorumluluk verip yapılmadığında onun yerine yapmak, söylenmek çocuklarımıza/ergene bir şey öğretmez.

Ev dışında arkadaşlarıyla yapacağı aktiviteler ergenin sorumluluk duygusunun gelişmesine ve kendine güvenmesine yardımcı olur. Sosyal ilişkilerini desteklemek denetimi kaybetmenize neden olmadığı gibi çocuğunuzun sizinle pek çok şeyi paylaşmasına yardımcı olacaktır. Arkadaş toplantıları, okul gezileri vb desteklemek ve sorumluluk almasını sağlamak açısından oldukça faydalıdır.

Arkadaşlık ve Aile İlişkileri

Bir çocuk için arkadaş hem sosyalleşmeyi hem etkileşimi sağlayan en önemli aygıtlardan biridir. Ergenlikle birlikte arkadaşlık ilişkileri daha da önem kazanır. Aileden çok arkadaş odaklı bir yaşam önce grup arkadaşlıkları sonra yakın arkadaşlıklara dönüşür. Arkadaşlarla kurulan ilişki ve beklentiler zamanla değişir. Çocuklukta kendi cinsleri ile arkadaşlığı tercih edip karşı cinsi itici ve rahatsız edici bulurlar. Ergenlikle birlikte gruplaşmalar ve ortak paylaşımlar başlar. Gruplar büyümeye başladıkça her iki cins birbiriyle etkileşime de başlar. Birlikte olmayı sağlayan ortak değerler, ilgi alanları, istekleri, hedefleri vardır. Gruplaşmalarda benzer yapıda ve fikirde olanlar ya da ortak payda da buluşabilenler vardır. Benzer olgunluk düzeyindedirler. Bu nedenle ailelerin çocukların arkadaşları tarafından etkilendiğini söylemesi ya da arkadaşlarının davranış bozulmalarına neden olduğu düşüncesi pek doğru değildir. İlgi alanları, hobiler, gelecek planları, ortak düşünceler grup oluşturmada temeldir. Bazı ergenlerin hiçbir gruba dahil olamamaları ise kendi tercihleri olabileceği gibi kişilik özellikleri nedeniyle gruplar tarafından ret edilmekte olabilir. Ret edilmeye neden olan şeyin tespiti ve kabul düzeyine çekilmesi ergenin gelecekteki yaşantısı, arkadaş ve eş seçimleri açısından da önemli olacaktır.

Ergenlikte ise arkadaş bir ayna görevi görür. Ailede ne görürse ya da yaşarsa yaşasın aslında arkadaşlarında yansıma bularak kendini tanımaya başlar. Arkadaşlar birlikte kimliklerini geliştirirler. Ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal gelişimde, merakları, kaygıları paylaşarak üstesinden gelirler. Bir yandan kendi korkularıyla başa çıkarken öte taraftan başkalarının duygularını anlamasına yardımcı olur. Birbirleri ile düşünce, korku, duygu ve deneyimlerini paylaşırlar. Yine sosyal becerilerinin gelişmesi, insanlarla ilişki kurma, paylaşma ve iş birliği yapma arkadaşlıklarla öğrenilir. Arkadaşlık kurmakta zorlanan ya da arkadaş ilişkisi aramadığını söyleyen bir ergen ruhsal açıdan sıkıntı da olabilir. Aşırı içe kapanık, başkalarının gereksinimlerini anlamayan, duygularını önemsemeyen, insanları küçümseyen, kaba davranan ergenler kabul görmez. Bu gençlerin fark edildiğinde desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü arkadaşları tarafından kabul gören ergenler, kendilerine güvenli, hoşgörülü, insan ilişkileri daha sağlıklı olan kişiler olacaklardır.

Burada ailenin rolü, çocuğun ve ergenin psiko-sosyal gelişiminde bu kadar önemli yer kaplayan arkadaşlık ilişkilerini desteklemek olmalıdır. Arkadaşlarıyla daha fazla zaman geçirmeye başlamalarını olumsuzluk ya da bir kopuş olarak değil tam tersine bireyselleşmeye ve kabul görmeye bir adım olarak değerlendirmelidir. Elbette bazen arkadaş seçimleri aileleri endişelendirmeye başlayabilir. Eğer çocuğunuz ile ilgili bir kaygınız yoksa seçimleri ile ilgili de kaygılanmayınız. Çünkü değer gören, yeterli sevgi ve kabul gören çocuklar başkalarının etki alanlarıyla hareket etmezler. Çocuğunuza ve seçimlerine güvenin. Arkadaşlarını sınırları aşmadan tanımaya çalışın, mümkünse aileleri ile tanışın, evinize davet edin. Onaylamadığınız arkadaşları olduğunda ise bunu çocuğunuza açıkça belirtin. Kendi yaşam deneyimleriniz nedeniyle bazı şeyleri çocuğunuzdan farklı gördüğünüzü bunun sizde endişe yarattığını, söylemlerinizi dikkate almasının onun için iyi olacağını belirtin. İlk olarak yapmasa da bir sorun fark ettiğinde sizin düşüncelerinizi hatırlayacak ve fazla zarar görmeden uzaklaşacaktır.

Hiçbir çocuğun ya da ergenin ebeveynleriyle arkadaşları gibi ilişki kurmasına mümkünat yoktur. Ebeveynin çocuğuyla arkadaş gibi olduğunu söylemesi hem aradaki dengeyi bozar hem de gelişimini olumsuz etkiler. Arkadaşlarıyla paylaşması gereken şeyleri aile ile paylaşmak doğru değildir. Çünkü bir gün ebeveynle paylaşması gereken bir sorun olduğunda ayrım yapamayabilir. Arkadaş olmaya çalışma (onun gibi giyinmek, gittiği mekanlara takılmak, birlikte alkol almak yada cinsellikle ilgili paylaşımlarda bulunmak) sizi çocuklarınızın arkadaşı yapmaz sadece aradaki sınırı kaldırır ve onu etkileme ve yönlendirme yeteneğinizi kaybetmenize neden olur. Unutmayın, çocuğumuzun kendi arkadaşları vardır. Ama tek ebeveynleri vardır. Farklı arkadaşlar bulsa da farklı anne-baba bulabilme şansı yoktur. Onun dünyasını tanımaya çalışmak ve anlamak iyi bir başlangıç olacaktır.

Ergenlikte Davranış Sorunları

Erişkinlerin kolaylıkla kaçındığı durumlarda ergenler daha cesur, meraklı ve atak olabilirler. Bu durum hem kendileri hem de çevreleri için tehlikeli olabilir. Ergenlikte, madde kullanımı, suç işleme, evden kaçma, şiddet, araba kazaları gibi davranış sorunları görülebilir. Bu özel psikolojik sorunlardan kaynaklanabildiği gibi sosyal çevre ya da ekonomik nedenlerle de olabilir. Böyle durumlarda aileler öncelikli olarak kendi davranışlarını gözden geçirmeli, örnek olmalı, endişelerini uygun bir dille çocuğuna anlatmalı, en önemlisi de çok kesin bir biçimde kuralları/sınırları belirleyip sonuçlarının net olarak tanımlanmasıdır.

Okuldan Kaçma: Ergenlikte sıklıkla görülen bir davranış sorunudur. Sıklıkla okul başarısızlığının olduğu, kalabalık ve aile ilgisinin az olduğu gençlerde görülür. Erkeklerde kızlardan daha fazladır. İleride yaşanabilecek farklı davranış sorunlarının bir öncülü gibidir. Eğer amaç evde zaman geçirmek ya da boş dolaşma isteği ise (çok nadiren okuyamadığını görüp çalışmak isteyen gençler olabilir) ek olarak huzursuzluk ya da farklı bir davranış problemi de eşlik ediyorsa sorun gittikçe büyüyen bir kar topuna dönüşebilir. Aile ile okul iş birliği oldukça önemlidir. Gencin ilgi alanlarını destekleyen bir okul anlayışında kontrol sağlanabilir.

Evden Kaçma: ergenlerin evden kaçmasının sıklıkla hem aileden hem de ergenden kaynaklı nedenleri vardır. Sorunlu aile yapıları, zor çocukluk geçirme, anne baba arasında yaşanan olumsuzluklara şahit olma, ailede ruhsal hastalık öyküsü, alkol/madde kullanımı, çocuğun sömürülmesi, ret edici davranışlar gibi pek çok neden olabilir. Bazen tek kurtuluş olarak uzaklaşmayı görebilirler. Evdeki baskı nedeniyle evden kaçma kız ergenlerde daha sıktır. Çoğu zaman bir krizin yönetilememesi nedeniyle evden uzaklaşırlar. Sıklıkla arkadaş ya da akraba evlerine sığınırlar. Aile ilişkileri çok kötü değilse kriz bittiğinde geri dönerler.  Bazen de ne yazık ki yağmurdan kaçarken doluya tutulabilirler. Evdeki zorluktan kaçarken aslında bir çözüm gibi görünen başka bir zorluğa geçerler. Uygunsuz arkadaşlarla olmak ya da erken yaşla evlenme isteği gibi kendilerince bir çözüm bulurlar. Elbette bu sorunların daha fazla büyümesinden ve çözümsüzlüğe gitmesinden başka bir anlam taşımamaktadır.

Madde Kullanımı: Ergenlik madde kullanımı açısından en riskli dönemdir. Çünkü büyüdüğünü ispat etme, sıkıntılarla başa çıkamayacağı düşüncesi, merak, arkadaş teşviki, gruba uyma isteği, aile çocuk ilişkisinde çok kısıtlayıcı ya da aşırı izin verici olmak, otorite figürünün olmaması, anne baba ayrılığı, evde madde kullanan birinin varlığı riski arttırmaktadır. Çocuğun okul başarısındaki ani düşme, davranışlarda hızlı değişiklik, arkadaş çevresinin değişimi madde kullanımını hatırlatmalıdır. Elbette madde kullanımı tedavi edilebilen bir durumdur ancak öncelikli olarak kullanmanın önüne geçilmelidir. Bu nedenle önce ‘Hayır’ demeyi öğretmeliyiz. Haz alma arayışına iten nedenlerini tespit etmeliyiz, farklı arkadaşlık edinebilmesi için farklı ortamları yaşama şansı tanımalıyız. Elbette profesyonel bir destek almasını da sağlamalıyız.

Bu riskli davranışlar karşısında bazen ebeveynler kendilerini çaresiz hissetseler de sorunu çözmekle ilgili bir yardım almalıdırlar. Ergeni profesyonel yardıma ikna edebilmenin en önemli yolu bu durumun bir aile sorunu olduğu, ona yanında olmak ve yardım etmek istediğinizi dile getirmek olabilir.

Yapısal Aile Terapisi ve Terapileri

Temeli ailenin ve aile üyelerinin hayatlarını anlamakta, aile yapısı ve işlevlerini yerine getirmek için üç temek kod tanımlamaktadır.

1)Sınır

2)İş birliği

3)Güç

Sınır: Ailede kimin, nasıl katılımı olacağını tanımlar. Aile üyeleri arasındaki temas, iletişim miktarı ve kalitesini düzenler. Ailenin sınırları; bireyselleşmenin hakim olduğu, iletişimsizliğe varan diyalog eksikliğinden, her şeyin bir arada yaşandığı, ayrımlaşmanın olmadığı aşırı iç içe olma haline varan bir genişlikte olabilmektedir. İletişimsizlik aile üyelerinin bir arada tutunmasını zorlaştırırken, aşırı geçirgen bir ilişki ise bireylerin varlığının bir hükmünün olmadığı, her şeyin aile ile tanımlandığı, aile üyelerinin işlevlerinin birbirine karıştığı bir durumdur. Her iki uç da ailenin işlevselliğini bozmaktadır. Sınırların yeniden çizimi, aile kavramı dahilinde bireyselleşmenin olduğu daha esnek bir model sunmaktadır.

İş birliği: Bir görev yerine getirilirken aile üyesinin diğerlerine katılması ya da karşı çıkması olarak tanımlanır. Aile içindeki iş birliği ve uyum zaten kaçınılmaz olarak görülmektedir fakat sabit ve değişmez bir hale geldiklerinde işlevini kaybedebilirler. Ailenin karşılaştığı pek çok durumda kimin kimin yanında olacağı ile ilgili esneklik sağlayan işlevsel bir iş birliği yaratmayı hedeflemek gerekir.

Güç: her aile üyesinin aile etkinliklerinin sonuçları üzerinde etkisi olarak tanımlanır. Ailedeki güç sıkı bir biçimde bir kişinin elinde ise ya da kimsede değilse işlevsizdir. Aile gücünün en işlevsel dağılımı, bütün aile üyelerinin bir miktar gücü olduğu bir ortamdaki güçlü ebeveyn iş birliği olarak tanımlanabilir.

İşte yapısal aile terapisindeki temel amaç bu 3 unsurun işlevsel bir biçime getirilmesidir. Bu 3 unsurun keşfi için terapide aile bireylerin rollerin tanımlanması hedeflenir. Çoğu zaman bir krizden faydalanılarak örüntüleri tespit etmek, işlevsel olmayan noktalarda yeniden düzenleme yapmak gerekir.

 

 

Eşler Arası İletişim ve İletişimsizlik

İletişim, bir bilginin, haberin, duygu ya da düşüncelerin söz, işaret veya hareket yoluyla aktarılmasıdır. İletişim için en az 2 taraflı bir kaynak olması gerekir. Yani taraflar arasında alınması ve verilmesi gerekir. Her yeni bir bilgi alan kişide bir değişim anlamına gelir. İnsanın olduğu her alanda iletişim mutlaka vardır. Çünkü sözel olmasa bile mimik, duruş, ses tonu da bir iletişim biçimidir. Kişiler arası iletişim açık, maskeli, dolaylı, dolaysız, kabullenici, ret edici şekilde olabilir. Ailenin temel gereksinimleri için mutlak iletişim ihtiyacı vardır. Çünkü aile bireylerinin duygusal gereksinimini karşılamak, duyguların karşılıklı aktarımını yapmak ve bağlanmanın sağlanabilmesi için iletişime ihtiyacı vardır.

Aile içi iletişimler çoğu zaman gündelik konularla ilgilidir. Ve iletişim küçük adımlardan oluşur. ‘Seninle bağ kurmak istiyorum, seninle yatışmam lazım’ anlamına gelen bu adımlar söz, bakış, vücut dili ile ifade edilir. Eş tarafından olumlu yanıt alınan ilişkilerin daha kalıcı olduğu görülmektedir. Boşanan çiftlerde ise kadınların yarısının eşinin adımlarına karşı meşgul gibi davranması, erkeklerin tamamına yakınının karısının adımlarını görmezden geldiği saptanmıştır. Çiftler çoğu zaman gündelik konulardan bahsettikleri için aralarındaki iletişimde konunun öneminden ziyade karşıdakinin attığı adımlara yanıt verme biçimi önemlidir. Her iki taraf içinde fikirlerinin, anlayışlarının, çabalarının karşıdaki için değerli bulunduğunu, takdir edildiğini bilmeye ihtiyacı vardır.

Eşlerden birisi iletişim için adım attığında diğer taraf ilgi göstermek, dikkatle dinlemek şeklinde olumlu bir tepki, itiraz etmek, alay etmek şeklinde eleştirel ya da tartışmacı bir tepki son olarak ta meşgul görünmek, yok saymak, ilgisiz bir şey söylemek gibi uzak durucu bir tepki veriri. Her 3 tepki de karşıdaki kişide duygusal bir yanıtın oluşmasını sağlayacaktır. Olumsuz ya da uzak durucu tepki iletişimin bozulmasına neden olsa da tamamen kesilmesinden daha iyidir. Çünkü iletişim kesildiği an problemlerin çözümü için yapacak bir şey kalmamıştır. Olumlu yanıt veren çiftlerde ise ortaya çıkan iyi duygular biriktirilir ve bir gün bir sorunla karşılaşıldığında kullanılacak bir depo işlevi görür.

 

Evlilikte sıklıkla görülen 10 iletişim hatası:

  • Tarafların birbirlerinde olumsuz olan yönlere odaklanmaları, yıkıcı eleştiriler.
  • Genelleme: basit bir günlük olayda dahi kişiliğine yönelik yargılayıcı, davranışı genelleyici bir tutum.
  • Akıl okuma: Eşlerin kendilerine söylenenin arkasındaki gizli niyeti yakalama eğilimi göstermesi
  • Sürekli geçmiş yaşantıların gündeme getirilmesi
  • Kendini haklı, eşini haksız duruma sokmak için çaba sarf etme
  • Kendi davranışları ile ilgili sorumluluk almayıp, karşı tarafa yükleme
  • Dolaylı ifadeler.
  • Duygusal tepkilere kapıları kapatarak sürekli mantıklı bir açıklama getirme çabası
  • Ses yükseltme
  • Karşı tarafı kendi doğrularına göre düzeltme çabası

 

İletişim hatalarının düzeltilmesi önerileri:

  • Yıkıcı eleştirilerin yapıcıya dönüştürülmesi. Sen ile başlayan cümleler yerine ‘Ben’ dilinin kullanılması. Böylece karşı tarafın niyetiyle ilgili bir yorum yapılmadan, eleştirilmeden kişi kendi duygularını dile getirmiş olur. Genel bir anlatım ve eleştiri yerine belirli bir davranış biçimine yönelik özgül bir anlatım tercih edilmiş olur.
  • Genelleme yerine o duruma özgül ifadelerin tercih edilmesi. Beni her zaman aşağılıyorsun yerine, bugün arkadaşlarımın yanında söylediklerin beni mahcup etti.
  • Kendi davranışlarına ilişkin sorumluluk alınmasının sağlanması. ‘Senin yüzünden sinirleniyorum, beni delirtiyorsun’ yerine ‘bazen öfkemi kontrol edemiyorum’
  • Mantıksal tartışmalar yerine, duyguların ifade edilmesi. ‘Senin söylediklerin aklıma yatmasa da senin için yapabilirim / deneyebilirim.
  • Olumlu davranışları görme ve bugüne odaklanma. ‘Keşke bunu daha önce yapsaydın’ yerine, ‘daha önce yapmadığın davranışları bugün yapıyor olman beni mutlu ediyor.’