Kategori: <span>Cinsel Terapi</span>

CİNSELLİK

WHO (Dünya Sağlık Örgütü), ‘Cinsellik, fiziksel, duygusal, entelektüel ve sosyal yönlerinin kişiliği, iletişimi ve aşkı zenginleştirici etkilerinin bileşiminden oluşur. Herkesin cinsel bilgilere ulaşma ve cinsel ilişkiyi zevk için ya da üreme amacıyla yaşama hakkı vardır. Cinsel bir varlık olarak insanın sadece bedensel değil; duygusal, düşünsel ve toplumsal bütünlüğünü sağlayan, kişilik gelişimi, iletişim ve sevginin paylaşımını olumlu yönde zenginleştiren ve arttıran sağlıklılık hali’ olarak cinsel sağlığı tanımlamıştır. Bireyin hiçbir zorlama olmadan, zarar görmeden, mutlulukla cinsel hayatını sürdürebilmesidir. Cinsellik istenilen kişi ve istenilen şekilde yaşanabilmelidir. Heteroseksüel kişiler karşı cinsten bir partner seçerken, homoseksüel kişiler (eşcinsel-lezbiyen-gay) kendi cinsinlerden partnerle birlikte olmak ister.

Cinsiyet: Anatomik olarak doğum anından itibaren cinsel organların belirlediği ‘Kadın’ ya da ‘Erkek’ olma halidir.

Cinsel Kimlik: Anatomik cinsiyetten farklı olarak kişinin ait olduğu cinsiyeti bilme, hissetmesidir. ‘Ben kadınım’ ‘Ben erkeğim’ olarak kendini tanımasıdır. Erken çocuk yaşlarında belirlenen, kişinin kendisini özdeşleştirdiği cinsiyettir. Bir tercih değildir.

Eşcinsellik: Kişinin kendi cinsine karşı cinsel arzu duyması, uyarılması ve cinsel ilişki kurmasıdır. Bireylerin anatomik yapıları normal, bedenlerinden herhangi bir rahatsızlık duymaz ve cinsiyetlerini değiştirme talepleri yoktur. Kendi cinsi ile cinselliği arzu eden ve yaşayan kadınlara ‘lezbiyen’, erkeklere ‘gay’ terimleri kullanılmaktadır. Hem kendi hem karşı cinsle ilişki kurulmasına ise ‘biseksüel’ adı verilir. Eş cinsel bireylerin hormon profillerinde herhangi bir farklılık yoktur. Yani kişi hormonal bir bozukluk nedeniyle eşcinsel olmaz. Eşcinsellik bir hastalık değildir. Kişinin kendi isteğiyle seçtiği bir durum da değildir. Çok erken yaşlarda belirlenen, yaşın büyümesi ile kimliğin keşfi başlar ve ergenlikle birlikte giderek netleşir. Ve cinsel olgunluğa erişildiğinde kişi kendi yöneliminin farkındalığını sağlar.

Transseksüalite: En basit tanımı ile kişinin kendi cinsiyetinden rahatsız olup karşı cinse ait beden yapısına sahip olma isteğine denir. Erkek çocukluk döneminden itibaren karşı cinsin davranış özelliklerini gösterme, kendi bedeninden hoşlanmama, rahatsız olma, bedenini saklamaya çalışma belirtileri gösterir. Bir tercih ya da hastalık değildir.

EREKTİL DİSFONKSİYON (SERTLEŞME BOZUKLUĞU)

 

Ereksiyon (peniste sertleşme), bir uyaranla başlayan (düşünsel de olabilir) uygun hormonal salınım altında, sağlıklı bir penis anatomisine varlığında, iyi işleyen bir sinir sisteminin ortaya koyduğu nörovasküler bir reflekstir. Fiziksel nedenli herhangi bir sorun varlığında ereksiyon sorunları yaşanabildiği gibi ruhsal sıkıntılarda ve bilinçdışı çatışma ve duygulardan kaynaklanan aksamalar olabilir. Pek çok kişi ve ilişki faktörü de ereksiyon yanıtını bozabilmektedir.

Orta yaş ve üzeri erkeklerde, organik nedenli (tıbbi bir nedene bağlı), hastalıklarda ve ilaçların yan etkisi olarak ereksiyon sorunları daha fazla görülür.  Genç erkeklerde ise psikolojik kökene bağlı sorunlar daha ön plandadır.

Psikolojik kökenli ereksiyon bozukluklarında temel inanç erkeğin iktidar arayışı ve cinsellik hakkındaki bilinçdışı çatışmaları olarak tanımlanmakta idi. Bu görüş artık kabul görmemektedir. Günümüzde çiftin ilişki biçimleri, evlilik ya da aşk ilişkisindeki sıkıntıları, hayal kırıklıkları ve beklentilerinin ereksiyon sorunlarında daha önemli olduğu görüşü hakimdir. Hatta klinik uygulamada daha basit pek çok nedenin ereksiyon sorunlarında etkili olduğu görülmektedir. Performans kaygısı, kadın tarafından reddedilme korkusu, geçmişte yaşanan kısa süreli ereksiyon sorunundan dolayı gelişen iktidarsızlık beklentisini ve cinsel zevk konusunda kültürden kaynaklanan suçluluk duygusunu içerir. Bu duygular erkeğin cinsel deneyime odaklanmasına engel olabilir. Çünkü ereksiyon refleksinin doğru işlemesi için kaygılardan uzak cinsel eyleme odaklanma gereği vardır.

Bu tür basit nedenlerden kaynaklanan sorunlar, çift arasındaki ilişkiyi bozan endişeleri insancıllaştırmaya, açıklamaya ve azaltmaya çalışan cinsel terapiye genellikle son derece uyumludur. Cinsel terapi ile erkeğin kaygılardan uzak cinsel eyleme odaklanması mümkün hale gelir. Ve ereksiyon sorunu ortadan kalkmış olur.

 

                                                                                            Dr. Hatice ALKAN AKDAĞ

 

 

ERKEN BOŞALMA

Uzun yıllar vajinal girişten önce, girişte veya hemen sonra (3dk dan daha kısa sürede) boşalma olarak tanımlanmakta iken artık süre tanımından bağımsız boşalma kontrolünün sağlanamaması olarak kısaca tanımlanabilir. İlk kez cinsel ilişkide bulunan genç erkeklerde ya da cinsel birleşme tecrübesi olmayan erkeklerde daha sıktır. Sonradan çoğu erkek cinsel ilişki sırasında boşalma kontrolü geliştirebilir. Boşalma kontrolü öğrenilebilir bir farkındalıktır. Cinsel terapinin kurucuları Masters ve Johnson erken boşalmayı, cinsel ilişkinin %50 sinde eşin doyuma ulaşmasına kadar boşalmayı uzatabilme olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama tamamen erkek odaklı olması, kadın kaynaklı faktörlerin göz ardı edilmesi ve beklentiyi yükseltmesi ve beraberinde yetersizlik duygusu yaratabilmesi nedeniyle artık kabul görmemektedir.

Erken boşalma sıklıkla aktif cinsel yaşamın başından beri vardır. Ergenlikte hızlı mastürbasyon öyküsü, bazen suçluluk duygusu ile yapılan mastürbasyon öyküsü vardır. İlerleyen yıllarda boşalma kontrolü öğrenilmiş olmasına rağmen stresli zamanlarda gerçekleşen cinsel ilişkide ve ilişki sıklığı arası açıklığında geçici olarak ikincil erken boşalma sorunu gelişebilmektedir. Erken boşalma sorunu olan erkeklerin birçoğu mastürbasyon sırasında ve yoğun ön sevişme sırasında cinsel birleşme olmadıkça boşalma süresini uzatabilmektedir.

Erken boşalma da tedavinin amacı boşalma kontrolünün sağlanabilmesi ve kişinin istediği zamanda ve haz duygusunda kayıp olmaksızın boşalmasının sağlanmasıdır. Tedavisi boşalma kontrolünün öğrenilebilmesini sağlayan cinsel terapidir. Yan etki olarak boşalmayı geciktiren ilaçların bu amaçla kullanılması, sürdürülebilirliği olmadığı ve diğer yan etkiler nedeniyle önerilmez.

 

Dr. Hatice ALKAN AKDAĞ

CİNSEL İSTEKSİZLİK

Cinsel istek; biyolojik ve zihinsel sürecin bir sonucudur. Nörofizyolojik ve psikolojik süreçler ile endokrin sistem tarafından oluşturulan bir motivasyon kaynağı ve içgüdüsel bir durumdur.

Cinsel isteksizlik; kadınlarda erkeklerden daha sık görülen, belli bir eşe ve sevişme şekline karşı, hemen her zaman kaçınma davranışının eşlik ettiği bir cinsel işlev bozukluğudur. Eşin cinsel arzu ve talepleri olduğunda isteksizlik daha da artar. Kadınlarda duygusal eksikliğe ve cinsel doyum yaşanmamasına tepki olarak ya da pasif bir dirençle iğrenme nedeniyle, erkekler ise başarısızlık korkusu gibi nedenlerle cinsellikten uzak durur. Eşin isteği, sert bir tutumla geri çevrilebilir, sabredilerek katlanılabilir ya da cinsellikten kaçışla sonuçlanabilir.

Cinsel yaşamın başından beri olabileceği gibi (bu kişilerde cinsel düşlem, mastürbasyon isteği de az ya da yoktur) sonradan da cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir. Sonradan gelişmiş olan cinsel isteksizlik; cinsel bilgi ve deneyim yetersizliği, ilk gece korkusu, eşe yetemeyeceği düşüncesi, çocuk olması düşüncesi, çocuk doğduktan sonraki süreç, ilişki sorunlarına paralel, kendisi veya eşin stresli yaşam olayları, menapoz gibi nedenlere bağlı olabilir.

Cinsel isteksizlik, cinsel yaşamın başından beri varsa öncelikli olarak tıbbi nedenler (kronik fiziksel ve ruhsal hastalıklar) ve sürekli kullanılan ilaçlar araştırılmalıdır. Sonradan ortaya çıkan cinsel isteksizlikte ise eş ilişkisinde bozulma ön plandadır. Cinsel isteksizlik değerlendirmesinde tek başına eş ile olan durum değil, kişinin kendiliğinden gelen fantezi, mastürbasyon sıklığı, farklı kadın/erkekleri çekici bulup bulmadığı dikkate alınmalıdır.

Görüldüğü gibi cinsel isteksizlik bir çok faktörden ortaya çıkabilen, durumsal olabilen, altta yatan bir neden olduğunda kolaylıkla geri dönebilen, ilişki sorunlarında çift terapisi ve cinsel terapi ile çözüm üretilebilen bir işlev bozukluğudur.

                                                                                   Dr. Hatice ALKAN AKDAĞ

VAJİNİSMUS

Vajinismus, her 10 kadından birinin yaşadığı, kadın bedeninin cinsel birleşmeye izin vermeyecek şekilde kasılmasıdır. Temel bozukluk, vajina girişindeki kasların istemsiz kasılması ve girişe ilişkin kaygıdır. Bir anlamda kadının kendini psikolojik olarak koruma tepkisidir. Birleşme denemesinde vajenin kasılma özelliği olan dış 1/3 kaslarının kasılması, bacakların kapanması, itme davranışı gibi tepkilerle girişe izin vermemesidir. Vajinismusun gelişiminde en ağır basan neden kültürel inançlardır. Cinselliğin değersizleştirilmesi, cinsel şiddet, yanlış ya da eksik cinsel bilgiler, kızlık zarına atfedilen yük, gebelik korkusu gibi psikososyal nedenler vajinismusa yol açabilmektedir.her cinsel birleşme denemesi kadında yoğun endişe, sıkıntı, ağlama ve korku uyandırır. Ancak ‘giriş tehlikesi’ durduğunda yatışma olur. Kaçınma davranışına pasif tutumu ile eşlik eden erkek sorunun ertelenmesinde etkili olur. Genellikle kadınların genitalleri ile ilgili düşüncelerini çarpıttığına sıkça rastlanır. Vajinanın çok dar olduğu ya da çok fazla kanayacağı gibi felaket beklentileri vardır.

Vajinismus tedavisinde amaç vajen kaslarında kasılmaya neden olan koşullu yanıtı değiştirmektir. Duyarsızlaştırma teknikleri (ev ödevleri ile), anatomik ve fizyolojik bilgilendirme, yanlış inançlarla çalışma ve eş ilişkisinin değerlendirilmesi ile tedavi sağlanır.